UTKU ÇAKIRÖZERulucgurkan.net

Eyl 7 2012

Muhalefette başka iktidarda başka

Analiz - Utku Çakırözer

Cumhuriyet-10.08.2012

 

CHP’nin tatilde olan TBMM’yi terör ve Suriye gündemiyle toplantıya çağırma girişimini, Başbakan Erdoğan suçlayıcı bir tavırla “AK Parti, CHP gibi bölücü terör örgütünün kuyruğuna takılacak bir parti değildir” diyerek reddetti. Ancak 14 yıl önce muhalefetteki FP’de yer alan Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tam da bugün CHP’nin yaptığını yaparak Suriye ve terör konusunda hükümetin muhalefete bilgi vermediği gerekçesiyle Meclis‘i genel görüşmeye çağırmıştı.

Dönemin TBMM Başkanvekili Uluç Gürkan, bu olayı şöyle anlatıyor: 

“FP’nin de içinde olduğu muhalefet partilerinin önerisiyle TBMM Suriye konusunda genel görüşme için toplandı. Başbakan da diğer partilerin lider ve sözcüleri de konuşmalar yaptı ve TBMM’den kamuoyuna Suriye’nin terör örgütünü destekleyen tutumunu kınayan sert bir açıklama yapıldı. Tarih 7 Ekim 1998 idi. Bu açıklamadan iki gün sonra Suriye, PKK terör örgütünün elebaşı Abdullah Öcalan’ı ülkesinden çıkarmak zorunda kaldı. Bugün Başbakan’ın iddia ettiğinin aksine, Meclis’in toplanarak beraberlik içinde hareket etmesi sonuç sağladı.” 

O gün kürsüde FP adına konuşan Gül’ün, bugün CHP’li bir sözcüden hiçbir farkı olmayan TBMM Genel Kurulu’ndaki sözleri aynen şöyleydi: 

“Sayın Başbakan, savaş ortamında dahi bu ülkenin -ana muhalefet partisi başta olmak üzere- siyasi partilerine bilgi verme ihtiyacını hiç duymamıştır ya bu meseleyi sorumluluk alanı dışında gördüğü için veya gurur ve kibri buna elvermemiştir. TBMM’de genel görüşme talebinin de iktidar tarafından gelmesi gerekirdi; çünkü savaş konuşuluyor Türkiye’de. Maalesef, bu mesuliyeti de yine muhalefet partileri olarak bizler hissettik ve genel görüşme talebinde bulunduk.”  

Uluç Gürkan’nın terör saldırısı sonrasında hükümetin izlemesi gereken yol ile ilgili önerisi:

 

“Kuzey Irak’tan gelen PKK saldırıları karşısında Türkiye, Birleşmiş Milletler Sözleşmesi’nde öngörülen "meşru müdafaa" hakkını kullanması gerekir. 1999-2002 Ecevit Hükümetleri döneminde Kuzey Irak’a bu amaçla girilmiş ve terör bu sayede durdurulabilmişti.

BM Sözleşmesi, Türkiye’ye Irak sınırının kesin ve kalıcı bir güvenliğe kavuşturulması olanağını veriyor. Bunun için, unuttuğumuz, bize unutturulan BM Antlaşması’nın 51. maddesindeki meşru müdafaa hakkımızı kullanmamız yeterli olacaktır.

Türkiye’nin bu hakkını 1990’lı yıllarda ödünsüz bir biçimde kullandı. Bu çerçevede 3 sınırötesi harekat ile 30’u aşkın sıcak takip operasyonu gerçekleştirdi. Özellikle Bülent Ecevit Hükümetleri döneminde Kuzey Irak’a işgal amacıyla değil, güvenlik amacıyla, olumsuz gelişmeleri önlemek amacıyla girildi ve 2000’li yıllara gelindiğinde terörün durdurulması sağlandı.

Irak’lı yetkililerin "Türkiye Kuzey Irak’a müdahale ederse uluslararası hukuku ihlal etmiş olur" açıklamalarının gerçeği yansıtmıyor. BM Sözleşmesi’nin 51. maddesi, BM’ye üye bir ülkeye karşı silahlı bir saldırı olduğunda o ülkenin meşru müdafaa hakkının doğduğunu açıkça belirtiyor.

PKK terör eylemleri bu maddedeki silahlı saldırı kapsamına giriyor. Türkiye’nin tek yapacağı, bu madde uyarınca meşru müdafaa hakkı kullanıldığını BM Güvenlik Konseyi’ne bildirmek.

Türkiye, geçmişte olduğu gibi “meşru müdafaa hakkının ancak saldırı ani, dayanılmaz olursa, başka bir davranış seçeneği bulunmazsa kullanılabileceği” itirazıyla karşılaşabilir. Ancak, PKK saldırılarının yoğunluğu ve yitirilen canlar bu koşulun da objektif olarak geçerli olduğunu ortaya koyuyor.

BM Antlaşmasının 51. maddesi ise şöyle:

"Bu Antlaşma’nın hiçbir hükmü, Birleşmiş Milletler üyelerinden birinin silahlı bir saldırıya hedef olması halinde, Güvenlik Konseyi uluslararası barış ve güvenliğin korunması için gerekli önlemleri alıncaya dek, bu üyenin doğal olan bireysel ya da ortak meşru savunma hakkına halel getirmez. Üyelerin bu meşru savunma hakkını kullanırken aldıkları önlemler hemen Güvenlik Konseyi’ne bildirilir ve bu Konsey’in işbu Anlaşma gereğince uluslararası barışın kurulması için gerekli görebileceği biçimde her an hareket etme yetki ve görevini hiçbir biçimde etkilemez."